TOPLUMDA YER ARAYAN FELSEFE 

TOPLUMDA YER ARAYAN FELSEFE 

Türkiye’de felsefenin kurumlaşmasına büyük katkılar sunan, özellikle Tanzimat ve Cumhuriyet dönemlerinde felsefe konularında yazdığı önemli yazıları bulunan, yaptığı araştırmalarla, felsefecilerle yapmış olduğu söyleşiler büyük ilgi gören Arslan Kaynardağ’ın ‘’TÜRKİYE’DE CUMHURİYET DÖNEMİNDE FELSEFE’’ başlıklı kitabı önemli bilgiler içermektedir.

Her bir bölümünü ayrı ayrı paylaşacağım bu kitapta felsefenin önemi, toplumdaki yeri, dünü ve bugünü ile hepimizi aydınlatan bir kitap. Ülkemizde ki laik okulların açılması ile birlikte Eğitimde çağdaşlaşmanın da ilk adımı atılmış oldu. Ders programlarında önemli yenilikler ve değişiklikler yapıldı.

Şükrü Kaya’nın bakanlığı döneminde laikleşme yolunda bir adım daha atılmış oldu. Ancak her şeye rağmen bu gelişmeler yaşanırken felsefe dersinin ne kitabı vardı, ne de öğretmeni. Milli Eğitim Bakanlığında felsefi içerikli bilimsel kitapların çevrilmesine ve yayımlanmasına karar verildi.

Gazete ve dergilerde felsefe konularına yer verilmeye başlandı. 1910’ların sonlarında dikkat çeken bir felsefe ortamı oluşmaya başladı. Felsefe bölümünü bitirenler liselere öğretmen olarak atandılar. Liselerde ki felsefe derslerine 2 saat ayrıldı.

O dönemde Prof. Mustafa Şekip Tunç felsefe dersinin amacını şöyle ifade etmiştir; -Son sınıfa kadar öğretilen bilimsel bilgileri öğrencinin zihninde birleştirmek, -Bilgiyi hazırlayan bilinç ve olaylar üzerinde öğrenciyi düşündürmek, -Bilimlerin hangi yöntemlerle geliştigini anlatmak, -Hareketlerimizi ve eylemlerimizi yöneten psikoloji bilgisi için bir girişimde bulunmak, -Çeşitli filozofların felsefe sorunlarına nasıl baktıkları konusunda bir başlangıç yaparak genel bir düşünce vermek.

O dönemde felsefe derslerinin verilmesi ile çok farklı düşünceler ortaya atılmıştır. Derslere karşı çıkanlarda olmuştur. Aydınlar arasında felsefeyi seven bir çevre oluşmaya başlamıştır. Üniversitelere giren felsefe mezunlarının sayısı hızla artmıştır. 1928’de felsefe öğretmeni Hilmi Ziya (Ülken) ve arkadaşlarının girişimi ile Felsefe Cemiyeti kuruldu.

O dönemde yayımlanan Felsefe ve İçtimaiyat dergisi Felsefe Cemiyeti’nin sözcüsü olarak yayınlandı. Cumhuriyet döneminin ilk felsefe dersi kitabını Hatemi Senih yazmıştır. Felsefe eğitiminin başlamasıyla birlikte uzun zaman din baskısı altında olan toplumda dar görüşten biraz olsun uzaklaşma başladı. Milli Eğitim’de Müfettiş Hasan Ali Yücel 1936’da Fransa’ya gönderildi ve bir yıl süre ile orada yaptığı incelemeleri bir kitapta yayımladı.

Liselerde en uzun süre okutulan felsefe ve mantık kitapları Hasan Ali Yücel’in yazdıkları oldu. 1950’den sonra ders kirabı yazan felsefe öğretmenlerinin sayısı artmaya başladı. Ancak müfredat dışına çıkılamadığı için yenilikleri içine alamadı ve 1960 Devrimi de buna bir düzeltme sağlayamadı.

Felsefe dersinin amacı ezberletmek değildir. Felsefe, problemler üzerinde düşündürür. Öğrenci soru sormaya, problem tartışmaya, alıştırılır. Öğrenci araştırmaya yönlendirilir. 1991 yılında, felsefe yalnız edebiyat bölümlerinin zorunlu, fen bölümlerinin ise seçmeli dersi yapıldı. Oysa, felsefe kültürün, insan olma bilincinin temelidir.

Bireyler yurttaş olabilmek için felsefeden yararlanabilmelidir. Ülkemizde Türkiye Felsefe Kurumu bünyesinde, Çocuklar İçin Felsefe Bilimi kuruldu. Liselerde bir çok felsefe kulüpleri kurulurken, uluslararası felsefe olimpiyatlarına da katılım yapılarak başarılar elde edilmektedir.

Ortaöğretim düzeyinde felsefe kitaplarının azlığı dikkat çekmektedir. Felsefenin öneminin daha çokça dile getirilmesi, yeni ktapların yazılıp, çevirilerin yapılması hepimiz için önemli bir kazanım olacaktır.

Bu önemli bilgileri içeren kitap, bir sonraki bölümde Hasan Ali Yücel’in eğitime katkılarını anlatmaktadır. İnsan olmakla birlikte, demokrasi, laiklik, çağdaşlaşma, eleştiri, hoşgörü gibi evrensel kavramların hepsini içinde barındıran felsefe hayatımızda mutlaka olmalıdır.

Bugün içinde bulunduğumuz duruma bakınca gerçek Demokrasinin yaşaması, Laikliğin devamı ve sonsuza dek korunması için toplum olarak aydınlanmaktan başka çaremiz olmadığını görüyoruz.

KAYNAK: TÜRKİYE’DE CUMHURİYET DÖNEMİNDE FELSEFE – ARSLAN KAYNARDAĞ