Ne Mutlu Türküm Diyene

Ne Mutlu Türküm Diyene

 “Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.

Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.

Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz.”

Geçtiğimiz çarşamba günü Türkçülük günü kutlandı.

Türkçülük günü ilk olarak 3 Mayıs 1945 tarihinde Tophane Askerî hapishanesinde Nihal Atsız, Zeki Velidi Togan, Nejdet Sançar ve Reha Oğuz Türkkan başta olmak üzere 10 mahkûm tarafından kutlanmıştır.

Daha sonraki senelerde de devam eden toplantılar Türkçülük Günü (Bayramı) adını almıştır.

2002 yılında AKP’nin iktidara gelmesi sonrası Türklük ve Türkçülük tartışma konusu olmuş, PKK’lı teröristlerle Kürt açılımı adı altında yapılan pazarlık sırasında Türk yerine Türkiyeli denmeye başlanmış hatta küçücük çocukların her sabah derse başlamadan önce okuduğu “Türküm, doğruyum, çalışkanım” diye başlayan andımız bile kaldırılmıştır.

En son referandum öncesi Diyarbakır’da halka hitap eden Cumhurbaşkanı Kürt seçmene şirin gözükmek adına “Tek Millet, diyorum ama Türk demiyorum” diyerek Türklüğü yine bir tartışma konusu haline getirmiştir.

Referandum öncesi Devlet eski Bakanı, 21. dönem MHP Kırşehir Milletvekili Ramazan Mirzaoğlu ile Medya günlüğünde yayınlanan söyleşimde kendisine

” Anayasamızda “Türklük” kavramı yoruma gerek kalmayacak şekilde net olarak anlatılmasına rağmen Cumhurbaşkanı “Tek Millet, diyorum ama Türk demiyorum” diyerek ne demek istiyor?

Bundan amacı ne olabilir?” diye sormuştum.

Sayın Mirzaoğlu verdiği cevapta “Anayasamızın 66. maddesi “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.”

Yani bütün vatandaşlarımız eşit ve aynı haklara sahiptir.

Yine anayasamızın 6. maddesi “Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.

Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.

Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz.

Hiçbir kimse veya organ kaynağını anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz.” demektedir.

Türk Milleti tabiri sırf Cumhuriyet ile beraber getirilen bir tabir değildir.

Selçuklu ve Osmanlı döneminde de gerek resmiyette, gerekse kültürde Türkçe belirleyici olmuştur.

Nitekim 13. Yüzyılda (1260 yıllarda) meşhur İtalyan Seyyahı Marco Polo Anadolu’yu bir uçtan bir uca gezmiş burayı Minör Asya olarak tarif etmiş.

Minör Asya’da Kızılırmak’ın doğusuna Türkmeniya, batısını Türkiye denildiğini hatıratında yazmıştır.

Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Atatürk de “Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk denir” tabirini kullanmıştır.

Sayın Cumhurbaşkanı’nın Diyarbakır’da “Tek Millet diyorum ama Türk demiyorum” beyanı yanlış ve talihsiz bir beyandır.

Anayasamızın 66.maddesini yok saymaktır.

Buna kimsenin hakkı olamaz.

Hele Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı’nın buna herkesten fazla dikkat etmesi gerekir.

Milletimizin adı “Tek Millet” olacaksa devletimizin adı da “Tekiye” olması gerekir.

Bu da tüm tarihi gerçekler ile çelişmektedir.

Bu talihsiz beyanları Yüce Türk Milleti’nin takdirine sunuyorum.”

demiş ve konuyu yoruma gerek kalmadan net olarak açıklamıştır.

Her konuştuklarında Türklükten dem vuran ve mangalda kül bırakmayan Devlet Bahçeli ve onun fanları sayesinde  “Tek Millet, diyorum ama Türk demiyorum” diyen Cumhurbaşkanı kıl payı (ki o kıl payı şaibeli) tek adam olmuştur.

Şimdi soruyorum evetçi MHP’lilere, tatlı su ülkücülerine ilk kez Türkçülük gününü kutlayan sözlerini ağzınızdan düşürmediğiniz.

Nihal Atsız’ın, Başbuğ Alparslan Türkeş’in ve daha nice Türk beylerinin yüzlerine ahirette hangi yüzle bakacaksınız.

Siz “Tek Millet, diyorum ama Türk demiyorum” cümlesini nasıl içinize sindireceksiniz?