Castro Ölmeden Önce Küba 2

CASTRO ÖLMEDEN ÖNCE KÜBA 2

Geçen hafta yazımı şehir turuna başlarken noktalamıştım.

Şimdi kaldığımız yerden devam etmeye başlayalım ve hep birlikte gezelim, ne dersiniz ?

Küba sokaklarında bizi gezdirecek olan rehberimiz ve şoförümüz  Afro-Küba’lı  genç bir delikanlı, pek bir Amerikan vari görünüşü var ve çat-pat da olsa İngilizce biliyor. Bu da bizi yeterince mutlu ediyor.

Kuruluyoruz klasik arabamızın arka koltuğuna, büyük bir keyif ve merakla.

Fotoğraf meraklıları için eşsiz kareleri çekmek için muazzam bir ortam.

Bizim de fotoğraf makinalarımız hazır, dünyayı kendine çeken kentin görüntülerini yakalamak için basıyoruz, denklanşöre…

kubagezikubapro

Capitol binasından,  merkez parkın (Central Park ) önünden geçip üst yola giriyoruz, tam karşımızda  Çin mahallesi (Chinatown ) 1847 ve  1874 yılları arasında yaklaşık  150 bin Çin’linin işçi olarak geldiği biliniyor 1959 yılında Batista’nın devrilmesi  ve ülkeden  kaçması sonucu büyük oranda Çin’li nüfus ülkeyi terk etmiş.

Bugünlerde  ise Çin hükümeti ile yapılacak yeni anlaşmaları tüm halk merakla bekliyor.

Rengarenk sokaklar, balkonlarda asılı renkli çamaşırlar ve boyası dökülmüş, taş binalar arsından geçip gidiyoruz ve aslında tam o anda anlıyoruz kentin ne kadar büyük olduğunu ve her yerde parkların, sayısız anıtların , heykellerin ve müzelerin olduğunu.

Görkemli  katedrallerin önünden geçiyoruz  bir tanesinin üstünde el sallayan devasa Papa posteri bile var, papasız olmaz tabii…

Devrim meydanının önünden geçiyoruz fakat durmuyor bizim rehber, sonra diyor.

İspanyol Barok tarzı mimari yapılar olduğu gibi duruyor. Kentin tarihi yapısı neredeyse hiç bozulmamış .

17.yy Barok  ve 19.yy  neo-klasik  mimari örneklerleri ,900 ‘ün üzerinde tarihi önem taşıyan 500 yıllık binalara bugün dahi ev sahipliği yapıyor.

Eski Havana (Habana Vieja ) ayrıca  1982 yılından beri Unesco, dünya mirası listesinde  yer alıyor.

kuba

 

Kentin boyalı ve boyasız yüzünü arka sokakları görüyoruz.

Tüm binalar birbirine yapışık ve çok katlı.

Doğal olarak binaların arasında tek bir agaç bile görmek mümkün değil.

Sakın yanlış anlaşılmasın ülkede tek bir ağacı dahi kesmek yasak ve yemyeşil !

Parkların ve ormanların çokluğu binaların arasında ki soğukluğu örtüyor.

Bu arada gayet modern görünümlü alış veriş merkezi görüyoruz ve çok şaşırıyoruz.

Rehberimiz, bizi tütün fabrikasına götüreceğini söylüyor ve tek katlı bir binanın önünde duruyor.

Küçük bir dükkan, kapıda güvenlik görevlisi  ve içeride en az 15 kişilik Amerika’lı bir grup var, herkes bir şeyin fiyatını soruyor öylesine gürültülü ki, kimin ne istediği belli değil.

Havana Purosu ve Havana Rom’u satıyorlar.

Kısa bir bilgi; Fidel Castro’nun içtiği puronun markası Cohiba  (kohiba ) Che Guevara’nın içtiği  puro ise MonteCristo ( Montekristo )Romlardan isteyen tadabiliyor.

Puro fiyatlarına bakıyoruz tek puro fiyatı 22 CUC (kuk)  bunun da ulusal pezo değeri ise 562 CUP (Kup)  kutu fiyatları ise 500 CUC (kuk) oldukça pahalı geliyor fiyatlar bize.

Rehber, Mahmut’un potansiyel bir puro içicisi ve alıcısı olduğunu seziyor gibi ve gelin sizi arkadaşımla tanıştırayım diyor.

Dükkandan çıkıyoruz yan tarafta dar bir sokağa giriyoruz, iç içe geçmiş tek katlı tuhaf evlerin içlerinden ve avlularından geçiyoruz.

Mahmut’la göz göze bile gelemiyoruz dümdüz yürüyoruz, günlük yaşantısını sürdüren insanlarla selamlaşıp  (hola ) bir kapıdan daha geçiyoruz.

Afro –Kübalı kardeşimiz kutu kutu her marka puroyu seriyor önümüze.

Hepsinin gerçek olduğunu ve bandröllerini göstererek kutuya nasıl yapıştırmamız gerektiğini anlatıyor .

Kutu fiyatlarını soruyoruz , ne kadar diye ? 300 CUC diyor  !

Bu adamların aylık maaşları 25 CUC ! Dikkatinizi çekmek isterim o da doctor veya öğretmenler ise.

Dükkanda ki fiyatın bayağı altında  bir fiyat  bu, orası devletin işletttiği yasal bir mekandı, burası arka sokakta izbe bir yer, ve yasal değil, belki de tütün fabrikasında çalışıyor ve çalıyorlar.

Kim bilir ? Daha da kötüsü Küba devleti turistleri keklik gibi avlıyor mu ?

Tabi fiyatlar şaşırtıyor bizi, paramız yok diyoruz, kurtulmaya çalışıyoruz.

200 CUC diyor, yok ! 150 CUC ? Yok diyoruz!

100 CUC ? Mahmut’a dedim ki bunlar 50 CUC diyecek sonunda, kendi aramızda konuşuyoruz.

Ve son fiyat 50 CUC diyor !

Vaay pazarlığın dayanılmaz hafifliğ iki kutuya 100 Euro veriyoruz , tokalaşıyoruz.

Alan memnun satan memnun.

Dedim ki bunlar 20 Euroya bile bırakırlardı, yok artık diyor Mahmut, kendi halimize gülüyoruz ne cesaret diyoruz, düştük tanımadığımız adamların peşine nereye gittiğimizi bile bilmiyoruz.

Çok da akıllıca bir iş yaptığımızı zannetmiyoruz elbette.

Rehber komut veriyor gitme vakti diyor ! Nasıl yani şehir turu yapacaktık hani ?

1 saat doldu diyor ! meydana dönmem gerek ve neredeyse hiç benzin harcamadan, bizi gezdirmeden, ustaca sonlandırıyor turu.

(Gidecek olanlar, sakın hemen puro almaya kalkmayın çünkü, herkes her köşede puro satıyor. Bizim hatamıza düşüp turunuzdan olmayınız.)

Böylece yavaş yavaş Küba’lı kardeşlerimizin, turizmde birer çakala dönüştüklerini anlıyoruz.

Sizi istediğiniz yere bırakırım diyor …

Madem öyle bizi Atatürk’ün büstünün olduğu parka götür diyoruz.

Önce anlamıyor ya da anlamak da istemiyor.

Turu bitirmedik ve sen bizi oyaladın diyince tamam diyerek, bizi içimizde ki hafif kazıklanmış duygusu ile Malecon (Malekon ) sahilinin karşısında ki parka getiriyor.

ata

Her yanı badem ağaçları ile kaplı, belli aralıklarla yerleştirilmiş büstler ve anıtlarla dolu  yemyeşil bir o kadar da bakımlı bir park görünce keyfimiz yerine geliyor.

Hemen Ata’mızın büstünün yanına varıyoruz.

Türkçe ve İspanyolca Ata’mızın ünlü sözünün yazılı olduğu  ‘’ Yurtta Sulh , Dünyada Sulh‘’  büstün önünde mağrur bir gurur ve sevinçle saygı duruşunda bulunuyoruz.

Ben içimden İstiklal Marşımızı okuyorum..

Ne büyüksün, ne güzelsin canım Ata’m varlığın, varlığımız oldu.

Tüm dünyada saygınlığın, önemli devlet adamlarınca devam ediyor.

Ölümünün üzerinden 78 yıl geçmiş olmasına rağmen, adından ve üstün dehasından  bahsettirebilen  kaç lider var dünyada ?

Ata’mızın büstünün önünde ki banka  oturarak dinleniyoruz ve Ata’mızla birlikte fotoğraflar çekiyoruz.

En büyük eserin olan Türkiye  Cumhuriyeti’nin evlatları olarak, daima büyük övünç duyuyoruz varlığından, yaptıklarından …

Arka taraftan , hareketli  müzik sesleri geliyor  ve artık kahve molası verme vakti.

Küba’nın meşhur kahvelerini deniyoruz.

Pek turistik bir mekan olsa da gayet kefiyli ve serin bir avluda oturup yudumluyoruz  küba kahvelerimizi ,  Mahmut puro kutusundan zevkle bir puro çıkartıyor, yakıyor  ve başlıyor tüttürmeye.

Montecristosunu Akdeniz mavisine boyalı büyük han devletin hediyelik eşya dükkanlarını da barındıyor içinde.

Karaip müziği ve danslı gösteriler devam ederken şapkasını ters çevirip, bahşiş toplamaya geliyor ekipten biri, hesabı ve bahşişlerimizi verip kalkıyoruz.

Hemen yan tarafta keyifli bir yer görüyoruz öğlen yemegi ve bol naneli mohitolarımızı söylüyoruz.

İyice yorgunluğumuzu attıktan sonra, elimizde ki harita yardımı ile devrim müzesine gitmeye karar veriyoruz.

Küba sokaklarında ağır ağır, sindire sindire yürüyoruz, fotoğraflar çekerek varıyoruz devrim müzesine.

Müze çok büyük ve içi tüm Küba tarihinin görsel ve yazılı belgeleri ile dolu.

O yüzden, sizlere müzeyi uzun uzun anlatmam gerekiyor.

Bir sonraki yazım da buluşmak üzere, hoşçakalın…

    1. Eray Mayıs 15, 2017
      • Meltem Mayıs 15, 2017
    2. Seval Mayıs 31, 2017

    Yorum Yap