Küba 8 Castro Ölmeden Önce Küba

Küba 8 – Bugün 25 Eylül 2016, bizim için özel bir gün !

Bugünün özel bir gün olma sebebini yazı dizimizin birinci bölümünü okuyan, okurlarımız hatırlayacaktır.

O yüzden fazla detaya girmiyorum.

Bugün zahmetsiz ve keyifli bir gün geçirmek için güne erken başlıyoruz.

Kahvaltımızı edip Capitol meydanına geliyoruz.

Trans turun plajlara sefer düzenleyen  otobüsüne  kişi başı 5 CUC ödeyerek biniyoruz.

Akşam beşe kadar günün belli saatlerinde Havana’nın eşsiz plajlarına konforlu ve ucuz bir şekilde ulaşabilme şansınız var.

Gidecek olan arkadaşlar mutlaka not etsin.

Otobüs saat dokuzda kalkacağı için vaktimizi fotoğraf çekerek değerlendiriyoruz.

Havana’nın güzel beyaz kumlu plajları, palmiyeleri ve Karayip denizi bizi bekliyor…

Yaklaşık yarım saat yol alıyoruz.

Yol boyunca kusursuz yollardan otobana çıkıyoruz.

Her seferinde ülkenin bu kadar düzgün bir şehir planın olması beni şaşırtıyor.

Abartmıyorum ama İstanbul’un yollarından bile daha iyi durumda yollar.

Sanki yıllardır ambargo yiyen ülke burası değil!

Küba’da plajlar şehir merkezlerinden uzakta, sebebi şehirlerin bir savaş sırasında savunmasız kalmasını önlemek.

Yan yana farklı isimler verilmiş plajlarının olduğu bölgeye varınca.

Küçük de olsa bizim yazlık evler tarzı evlerin olduğu bir yerleşim yeride görmek de mümkün.

Ayrıca devlet tarafından işletilen büyük oteller, eski de görünse.

Deniz için gelen turistlerin tercih edebilecegi orta düzeyde konaklama yerleri.

Tropicoco plajının anonsu yapılıyor ve otobüsten iniyoruz.

Plaja ulaşmak için birkaç dakika yürüyerek cennete açılan kapıya varıyoruz…

Tertemiz Karayip denizinin ortasında, güneşli güzel bir gün.

Deniz, kum, güneş daha ne olsun.

Bugün sorunsuz, dertsiz ve  keyifli  bir gün geçirmek ön koşulumuz.

Biz etrafa bakarken, plajda şezlong ve şemsiye satanların istilasına uğruyoruz.

İki şezlong bir şemsiye için 6 CUC ödüyoruz ve günlerin yorgunluğunu atma vakti.

Serin sulara bırakıyoruz kendimizi…

Plajda bir sürü seyyar satıcı var, bir an kendimi Türkiye’de gibi hissediyorum.

Tropical adaların vazgeçilmez içeceği ise romlu hindistan cevizi.

Tüm günü keyif çatarak geçiriyoruz.

Akşama doğru indiğimiz duraktan tekrar trans tur otobüsüne binerek Havana’ya dönüyoruz.

Casa Particular da bugün kalmayacağımız için taksi ile eve gidiyoruz.

Eşyalarımızı alıp, Küba’lı ailemize teşekkür edip ayrılıyoruz.

Bugün Havana’nın en eski ve en ünlü oteli olan Nacional Hotel de kalacağız.

‘’Hotel Nacional de Cuba ‘’ Malecon ve Vadedo bölgesinin ortasında.

Taganana denilen tepeye kurulmuş tüm Havana limanına kuş bakışı.

Otel, 1930 yılında New York ulusal bank tarafından finanse edilerek yapılmış.

O dönemde Amerika’lıların en önemli turizm merkezi ve kumarhaneler cenneti.

Kara paranın aklandığı ve mafyanın kol gezdiği yıllar. Zengin Floridalıların uğrak noktası .

Devrim sonrası tabiki otelin kaderi değişiyor.

1960 da Castro ülkede ki tüm casinoları kapatır ve otel sadece diplomatik görüşmeler için kullanılır.

Ta ki 1991 de ülke yeniden turizme açılana kadar.

Otelde kalan en ünlü devlet adamları  Winston Churchill, Jimmy Carter ve Simon Bolivar’dır.

Otelde kalan diğer  ünlü isimler ise şöyle.

Frank Sinatra, Ava Gardner, Rita Hayworth, Gary Cooper, Marlon Brando, Ernest Hemingway, Yuri Gagarin.

Otelin lobisinden bahçesine, eski kasalı asansörlerine kadar o kadar çok şey var ki anlatacak maalesef yer kalmaz.

Tarihe dokunduğumuzu hissediyoruz…

Ve ayrıca önemli bir tarihi olaya tanıklık ediyoruz çünkü otel Çin hükümetinden gelen yetkililer ile dolu.

Yıllar süren aradan sonra Küba ile Çin yakınlaşıyor ve 30 farklı konuda (Eğitim, enerji, vb) anlaşma imzalanıyor.

Küba’lı gençler ise Çin’li yetkililerden sınırsız ve hızlı internet talebinde bulunuyor.

Küba’da bazı otellerde internet var ücretli ve çok yavaş.

Ülkede ki tüm postanelerde ‘’wifi ‘’ var.

O yüzden her postanenin yanında yerlerde oturmuş ellerinde akıllı telefon, tablet olan gençleri görmek mümkün.

Dönelim otelimizi anlatmaya tekrar.

Otelde güzel bir akşam yemegi, yemegi düşlerken ana restorantın Çinli’ler için kapatıldığını öğreniyoruz.

Otelin nezih bahçesindeki restoran bara oturduk manzara ve kokteyl’ler harika ama yemek tam bir facia.

Muhtememelen yoğunluktandır diye avutuyoruz kendimizi.

İlerleyen saatlerde otelin dışında cadde boyu küçük ama keyifli barlarda canlı müzik eşliğinde eğlenceye devam…

Ertesi sabah, otelde insan gibi bir kahvaltı ediyoruz.

Küba da otellerin açık büfelerinde kahvaltı yapmak vaad edilmiş topraklardan bilet kazanmak gibi bir duygu.

Bugün Havana’dan ayrılıyoruz o yüzden kahvaltı sonrası çantalarımızı topluyoruz.

Daha önceden ‘’Viazul ‘’ ( Küba’da ki şehirler arası otobüs firması ) almış olduğumuz  biletlerimiz var.

Taksiye atlayıp Viazul terminale gidiyoruz.

Küba devriminin başladığı Siera Maestra dağlarının eteklerindeki Santiago de Cuba şehrine doğru yola çıkıyoruz.

Havana’dan 860 km uzaklıkta.

Santiago de Küba’da buluşmak üzere…