Deniz Gezmiş Bilinmeyenler 3/5

Deniz Gezmiş Bilinmeyenler 3/5

3.Bölüm: Deniz ve Akrabaları

Tevfik Gezmiş Hakkında Anılar Ve İspir’de İlk Tabipliği:

Gazeteci Turhan BİLGİN, Tevfik Gezmiş öldüğünde, Doğu, 22 Şubat 1954 tarihli Doğu gazetesinde “Doktor Tevfik Gezmiş’in Arkasından” başlıklı yazısında arkadaşını şöyle anlatmıştır:

“Erzurumlu olsun da Erzurum’da uzun zaman ikamet etsin de Dr. Şerif, Dr. Tevfik ve Dr. Salim beylerden rahmetle, hayırla veya şükranla bahsetmemiş bir tek insan bulunsun, bu mümkün mü? Hiç zannetmiyorum. Erzurum’un hangi yaşlısına sorsanız; size mutlaka hastalığı anında imdadına koşan şu üç doktorun isminden bahsedecektir: *Doktor Şerif,

* Doktor Tevfik ve Doktor Salim…

Birincisinden senelerce sonra, Doktor Tevfik Gezmiş’i de dün kara toprağın sinesine tevdi ettik. Bu suretle fazilet ve insanlık abidesinin üç direğinden ikisi ebedi aleme göçtü. Tanrı üçüncüsünü daha yıllarca bağışlasın.

Doktor Tevfik Gezmiş ‘Efendi’ liğin tam bir timsali idi. O’nun herhangi bir kimse aleyhinde konuştuğu asla duyulmamıştır. Yarım asırdan ziyade şerefle ifa ettiği ‘Doktorluk gibi en ulvi bir mesleğin hakkını fazlasıyla vermiştir. Pek çok hastalarından para almadığı gibi, çoğu zaman ilaç parası bulunmayan fakirlerin yastıklarının altına da para bırakmıştır.

O’nun Erzurum’a ve Erzurumlulara bağlı olduğunu ispat eden bir olay; Doktor Tevfik 70 yaşında olmasına rağmen Ankara’yı ancak iki sene evvel görmüştür. 1325 senesinde mektepten neş’et ettikten sonra ilk memuriyeti olan İspir Hükümeti Tabibliğine, Karadeniz yoluyla gelmiş ve bir daha Erzurum’dan dışarı adımını atmamıştır.

Şakayı çok severdi. Bir gün rahmetliye (engin müsamahasına sığınarak) takıldım:

-Tevfik bey, sizin soyadınız durumunuza uygun değil…

Hem Erzurum’dan başka hiçbir yere gitmemişsiniz, hem de soyadı olarak (gezmiş)’i almışsınız. Oldu mu ya? Dedim. Neşesini hiçbir zaman kaybetmeyen Tevfik bey tatlı tatlı güldü ve:

-Cahil! Dedi. Erzurum koskoca bir alem. Ben bu alemi karış karış dolaştım. Hiçbir memur hatta hiçbir Erzurumlu benim kadar bu diyarı gezmemiştir. Gezmiş soyadı elbette ki benim hakkım.

70 yaşına rağmen ihtiyarlığı üzerine kondurmazdı. (İhtiyarlıktan korkmuyorum; İhtiyarlıkta gençlik demlerimi unutmaktan korkuyorum) derdi. Bir gün Şehir Kulübünde gazete okurken şu veciz söze rastlamış; zorla defterime yazdırmıştı:

(Takvimin son yaprağını koparırken başınızı niçin avuçlarınızın içine alıp düşünüyorsunuz? Heyecanınız gönlünüzde alev alev yanıyorsa, her sene bir yaş daha gençleşirsiniz). Gençlik heyecanı her an gönlünde alev, alev yanan doktor Tevfik’in 70 yaşında bir delikanlı olarak öldüğünü tereddütsüz iddia edebilirim. Doktor Tevfik son senelerde bütün mesaisini hayır işlerine hasretmişti. Kızılay Başkanlığı görevini titiz bir memur gibi ifa ederdi. Bu hayır kurumunun riyaset masasında onu her sabah saat 9’da görmek artık tabii bir hal hükmünü almıştı. Son nefesini İnönü Okul Aile Birliğinin dün sabah saat 10.30’da fakir çocukları giydirmek için yaptığı bir toplantıda verdi. Hayatta hiç çocuğu olmamıştı. Fakat evlat muhabbeti pek çok babalardan fazla kendisinde mevcuttu.

Fakirler arasında Baba Tevfik ismiyle anılırdı. Daha çok, pek çok şeyler yazmak mümkün…

Halbuki O kendisinden hiç bahsettirmek istemeyecek kadar tevazu sahibi idi. Yukarı ki sözlerimi sağlığında yazsam, muhakkak bana gücenirdi. Ne diyeyim: Baki kalan bu kubbede bir hoş seda imiş…

Doktor Tevfik Gezmiş, Erzurum semasında ebedi bir yıldız olarak parlayacak ve çoğumuzun yollarını aydınlatacaktır. Cenabı hak rahmet eyliye…”

“Deniz, Akrabalarına Düşkündü”

Baba tarafından Gezmişoğulları diye tanınan ailenin Deniz’in üzerinde yarattığı etkiyi de onu tanıyan kişilerden aktarmak gerekir.

Cemil Gezmiş, Bu Konuda Düşüncelerini Şöyle Dile Getiriyor:

“Benimle anlaşamıyordun, benim görüşlerimi beğenmiyor, yarınki Türkiye’nin size ait olacağını söylüyordun. Beni tutuculukla itham ediyordun. İçten içe sana hak vermekle beraber iki ayrı dünyanın insanları olduğumuzu kabul ediyor ve susuyordum.”

Bir Başka Yerde De Şöyle Diyor Baba Gezmiş:

“Üniversiteye kadar kontrolüm altındaydı. Sonra sosyalist olmuş. Tartıştık. Ayrı kuşaklardandık. Bir süre ara verdim bu tartışmalara.”

Nurettin Demirdöven Baba Faktörüne Dikkat Çekiyor:

“TİP’e üye olurken bizim evin adresini verdi. Bu durumlarda sürekli bizim evin adresini kullanırdı. Babasından çekinirdi.”

Erim Süerkan İse Şunları Anlatıyor:

“Deniz annesini çok severdi. Belli bir saati vardı. Bu saate kadar mutlaka evde olması gerekirdi. Yoksa babası kızıyordu. Bu eve erken gitmeler, üniversitenin ikinci yarısına kadar sürdü.”

Deniz’in Mahalleden Ve Üniversiteden Arkadaşı Olan Eyüp Neşat Yıldırım Da Şöyle Diyor:

“Deniz eve erken giderdi. Annesini çok severdi. Vapurla birlikte karşıya geçerdik. 1968 Aralık ayı sonunda mini işgal olayı nedeniyle Deniz yaklaşık iki ay kadar tutuklu kaldı. Serbest bırakıldığı gün ben, Nahit Tören, Haşmet Atahan ve Deniz, birlikte eve gittik. Annesi bize yemek yaptı. Deniz’e de hafif serzenişte bulundu.”

Danyal Oral Çalışlar, AİESEC Olayından Tutuklu Bulunan Deniz’in Serbest Bırakıldığı Günü Şöyle Anlatıyor:

“Deniz, tahliye olur olmaz, babası Cemil Gezmiş alıp götürüyor ve o gün dışarı çıkmasına izin vermeyeceğini söylüyor. Artık ondan umudumuzu büyük ölçüde kestik ve diğer arkadaşlarla sohbete giriştik. Akşama doğru, TMGT’nin aşağı merdivenlerinden Deniz’in neşeli çığlığını duyduk.

‘Heyt, Açılın Çocuklar, Ben Geliyorum!’

diye bağırıyordu. Onu çok özlemiştik. Sarıldık, öpüştük, özlem giderdik. Babası, Deniz’i dışarı çıkmasın diye odaya kilitlemiş. Deniz bu, durur mu, odanın penceresinden atlayıp kaçmıştı. Denizlerin evi, Kadıköy’le Üsküdar arasındaki Harem iskelesinin üst tarafındaydı. Hemen bir vapura atlamış, soluğu Tünel’de almıştı.”

TMTF Ve FKF’de Yöneticilik Yapmış Gazeteci Osman Saffet Arolat Şunları Anlatıyor:

“Bunlar, devrim şarkıları söyleyerek, bağırarak, çağırarak üniversitede gezerlerdi. Ayaklarında botlar, üzerlerinde yeni yeni giymeye başladıkları parkalar olurdu. Biz de bunlara takılırdık.

‘Önce babandan izin al evladım. Ondan sonra bu işlerle uğraş. Daha evine geç saatte gidemiyorsun. Devrimi nasıl yapacaksın?

diye espri yapardık.

“Bu takılmalarımıza müthiş sinirlenirlerdi. Hafif kavga-dövüş olurdu. Bunlar, geç saatlere kadar dışarıda kalabilmek için ailelerinden izin alamazlardı. Akşam belli bir saatte evlerine gitmek zorunda kalırlardı.”

Mustafa Lütfü Kıyıcı, Deniz’le İlgili Bir Anısını Şöyle Anlatıyor:

“Deniz akşamları eve erken giderdi. Örneğin biz çoğu zaman TMGT’de gecelerdik. Deniz pek ender

TMGT’de kalırdı. Babasından çekinirdi. “

Şöyle Bir Olay Olmuştu:

“AİESEC olayı nedeniyle bizler Sultanahmet Cezaevi’ndeydik. Görüş gününde babası Cemil Gezmiş gelmişti. Görüşler iki tel örgünün ardından yapılıyor. Cemil amca, elini tokat atacakmış gibi bize doğru kaldırıp vuracakmış gibi yaptı. Deniz, kendini iki adım geri attı. Daha sonra biz;

‘Hop ne oluyor oğlum, biz de bilelim. Korkup ürktün mü? dedik.

Deniz de işi şakaya vurup;

‘Oğlum, o, Deniz Gezmiş’in babası,’ demişti.”

Cemil Gezmiş, Deniz’in Akrabalarına Düşkünlüğünü Şöyle Anlatıyor:

“Akrabalarına düşkündü. Erzurum’da bizim çok geniş bir aile çevremiz vardır. Sivas’tayken tatilde Erzurum’a gitti. Bir ay kaldı. Dolaşmış, ne kadar akraba varsa…”

________________________________________

ATATÜRK Köşem-1)

(☆-VATANİ KARANLIĞI PARÇALAYAN, TÜRK, ATATÜRK, CUMHURİYET ÇINARLARIMIZ-☆)

Okumalı/okutmalıyız…

Turhan Feyizoğlu’ Nun 17.Eseri; Hüseyin İnan/Erikler Çiçek Açtığı Zaman-Dede

thumbnail_huseyin-inan-kitap-kapagi.jpg

Hüseyin İnan ile ilgili bir kitap yazmak çok zor. Hüseyin İnan, konuşkan herkese sırrını açan biri değildi. Bu özelliği sebebiyle, onun hakkında arkadaşları da, ailesi de sahip oldukları kadar bilgi verebildi.

Çağatay Anadol şunu söylüyor: “Hüseyin İnan’ın öğrenciliğine öğrencilik denmez. Yaşamı ODTÜ’de geçiyordu ama fakültede geçmiyordu. Hüseyin İnan az konuşan, kendine güveni olan ve bu güveni çevresine yansıtan bir kişiydi. Çevresindeki kişiler de Hüseyin İnan’ın kendine güven ve kararlılığından etkilenirdi. Bu yanıyla, Yılmaz Güney’in fimlerindeki az konuşan karakterine benzerdi. Az konuşur, uzun zaman susar ve dinlerdi. Son sözü de bir cümleyle noktalardı. İşte böyle bir arkadaştı Hüseyin İnan.”

Bir döneme damgasını vurmuş bir hareketin liderini, ancak edinebildiğim belge-bilgi doğrultusunda yansıtabildim.

“İnan” ailesi desteklerini esirgemediği gibi misafirperverliklerini de, dostluklarını da her zaman gösterdi. Kaya Aydoğan ile birlikte yaptığımız söyleşilerde ellerinden geldikçe bilgi, belge, arşiv anlamında yardımcı oldular.

Sinan Cemgil’in “Nurhak Dağlarından Sonsuzluğa” isimli kitabını hazırlarken, Hıdır İnan emiceyle bir söyleşi yapmıştım. Söyleşide eşi Selver İnan da vardı. Zaman zaman o da düşüncelerini aktardı.

Gülay Ünüvar (Özdeş) ile Fehmi Erbaş yazdığım sorulara verdiği yanıtlarla çalışmaya önemli katkılar sağladı.

Hüseyin İnan’ın Kayseri Lisesi’nden arkadaşı Halil İbrahim Gürsoy’la yaptığım söyleşi, bu kitabı için özel bir öneme sahiptir.

Kaya Aydoğan, Pınarbaşı’nda, Kemal Kalaycı ve eşi Elif Kalaycı ile Karaözü Fikret Otyam Kültür Evi’nin katkılarıyla bir söyleşi gerçekleştirdi. Önemli bir olaya tanıklık etmiş bu kişilerle yapılmış ilk söyleşiydi.

Abdullah Nefes’e “68” başlıklı şiirini kitabımda yayımlamama izin verdiği için teşekkür ederim.

Hüseyin İnan’ın kuzeni Cemal Ersoy, Hüseyin İnan’ın cezaevinden kendisine gönderdiği bir mektubu ve bilgilerini benimle paylaştı.

Bora Gezmiş her zaman olduğu gibi bu çalışmada da katkılarıyla yanımdaydı.

Desteklerini esirgemeyen dostlarımın adlarını belirtmeyi ve hepsine teşekkür etmeyi bir borç olarak bilirim.

Turhan Feyizoğlu’ nun Tüm Eserleri-(02/02/2017)

1- Deniz/ Bir İsyancının İzleri,

2- Türkiye’de Devrimci Gençlik Hareketleri Tarihi (1960-68), birinci cilt,

3- Mahir/ On’ların Öyküsü,

4- İbo/ İbrahim Kaypakkaya / İhtilalin Fidanı,

5- Sinan / Nurhak Dağlarından Sonsuzluğa,

6- Fırtınalı Yıllarda Ülkücü Hareket,

7- Fikir Kulüpleri Federasyonu / Demokrasi Mücadelesinde Sosyalist Bir Öğrenci Hareketi,

8- Fırtınalı Yılların Gençlik Liderleri Konuşuyor,

9- Yılmaz Güney / Bir Çirkin Kral,

10- Ahh Marilyn / Marilyn Monroe,

11- İki Adalı-Hüseyin Cevahir ve Ulaş Bardakçı,

12- Mustafa Suphi / Türk Ocağı’ndan Türkiye Komünist Partisi’ne,

13- Bir Paylaşma Planının Perde Arkası / Türkiye 1945,

14- Denizler ve Filistin,

15- Haziran 1970/Türkiye’yi Sarsan İşçi Direnişi,

16- Türkiye Gençlik Hareketleri Tarihi (1944-1974). Beş cilt.,

17-Hüseyin İnan/Erikler Çiçek Açtığı Zaman-Dede,

18- Akıncılar ve AK-Gençlik’ten AKP’ye.

________________________________________

ATATÜRK Köşem-2)

(☆-NUH’UN BOZKURT’U ‘’VATAN/MİLLET’’ ÖĞÜTLÜYOR-☆)

“(…)

En Çar­pı­cı İd­di­a Şuy­du:
“Yü­rü­yüş­çü­ler Anıt­ka­bi­r’­e Gi­rer­ken Bir Grup Ey­lem Ko­ya­cak. Ey­lem Ko­yan Bu Grup Ta­ra­na­cak Ve O Ge­ce Dar­be Ola­cak!”

Gü­nü­müz­de Ne Ka­dar Ta­nı­dık De­ğil Mi Bu Söz­ler?
Bir yan­dan da üni­ver­si­te­ler­de boy­kot­lar de­vam edi­yor, An­ka­ra kay­nı­yor­du.

Din­ci Ba­sın Da Pro­vo­kas­yon İçin Ça­ba­la­ya­cak, Dö­ne­min Bu­gün Ga­ze­te­sin­de Şu Sa­tır­lar Ya­yın­la­na­cak­tı:

“Tür­ki­ye’de­ki Ko­mü­nist­le­rin Di­lin­de “111111”

di­ye bir pa­ro­la do­laş­mak­ta­dır. Bu ne­dir? Şif­re­li laf­lar­dan an­la­yan­la­ra ba­kar­sa­nız bu­nun ma­na­sı 11’in­ci ayın 11’in­ci gü­nü, sa­at 11’de de­mek­tir ya­ni, bu ta­rih­te ha­re­ke­te ge­çe­cek­ler­dir. Bazılarına göre de; bu bir al­dat­ma­ca­dır. Ayın 9’un­da, 10’un­da baş­la­ya­bi­lir­ler. Veya da­ha son­ra.
Da­ha ay­lar­dan ön­ce, bu Ka­sı­m’­da çok şey­ler ola­ca­ğı­nı her­kes söy­lü­yor­du. İş­te Ka­sım gel­di çat­tı. Ko­mü­nist­ler ser­best­çe teş­ki­lat­la­nı­yor, ser­best­çe pro­pa­gan­da ya­pıp, ser­best­çe ih­ti­la­le ha­zır­la­nı­yor­lar.
Sa­yın Cum­hur­baş­ka­nı, Baş­ba­kan, Ge­nel­kur­may Baş­ka­nı, İçiş­le­ri Ba­ka­nı ve Mil­li Gü­ven­lik Ku­ru­lu Ge­nel Sek­re­te­ri ve Mu­ha­le­fet li­der­le­ri… Mil­let göz­le­ri­ni siz­le­re dik­miş­tir. İp­le­ri Mos­ko­va’dan oy­na­tı­lan kı­zıl anar­şist­le­re kar­şı en sert ted­bir­le­rin alın­ma­sı­nı bek­li­yor.”
Bu­gü­nün kış­kır­tı­cı yan­daş­la­rı­nın kim­ler­den feyz al­dı­ğı bel­li de­ğil mi?

Anıt­ka­bir Def­te­ri­ne Ya­zı­lan­lar:
CHP Ge­nel Baş­ka­nı İs­met İnö­nü;

“Genç­le­rin, de­mok­ra­si düş­man­la­rı­na fır­sat ve­re­bi­le­cek her tür­lü dav­ra­nış­tan ka­çın­ma­la­rı­nı­” is­te­di.
Tür­ki­ye ne­fe­si­ni tut­tu yü­rü­yü­şü ta­kip edi­yor­du…
Din­ci yo­baz­la­rın, ge­ri­ci­le­rin yü­rü­yüş­te­ki genç­le­re sal­dı­ra­ca­ğı, Anıt­ka­bi­r’­de olay­lar çı­ka­ra­ca­ğı ko­nu­şu­lu­yor­du.
An­ka­ra’ya var­ma­ya ra­mak kal­dı…
İnö­nü’nün sert çı­kı­şı ve provokasyon ya­pı­la­ca­ğı id­di­ala­rı üze­ri­ne TMGT, AÜTB ve AYOTB yü­rü­yüş­ten çe­kil­me ka­ra­rı al­dı. (…)”

Devamı 4.Bölümde…

Turhan Feyizoğlu’ nun 1.Eseri; “Deniz/ Bir İsyancının İzleri” Kitabından!..

________________________________________

Dipnotlar:

Odatv Diyor Ki;

Biz yazmaktan sıkıldık ama medya yazmaktan sıkılmadı.

Çeşitli Aralıklarla Medyada Görürsünüz:

“Deniz Gezmiş’in ilk kez yayınlanan fotoğrafı”,

“Deniz Gezmiş’in hiçbir yerde olmayan fotoğrafı ortaya çıktı”

Medya bunları yazıyor ancak “Türkiye Sol Hareketi” nin en önemli uzmanlarından Turhan Feyizoğlu’ nu unutuyor!

Odatv, Turhan Feyizoğlu’na bugün birçok sitede “Türkiye’de ilk” diye yayınlanan “Türkiye Sol Hareketi ve Deniz Gezmiş” ile ilgili yazı, fotoğraf vb. ne varsa hepsini sordu. Feyizoğlu’nun cevabı hep aynıydı:

“İlk değil benim arşivimde-kitaplarımda var!”

Odatv-03.01.2014-17:53

Eğer Odatv böyle diyorsa; pekâlâ benim “Deniz Gezmiş hakkında Türkiye’de ilk” diye yazdığım bu bilgilerin kaynağı ne?

Cevap:

Tabii ki; “Türkiye Sol Hareketi ve Deniz Gezmiş” in en önemli uzmanlarından değerli vatani-yazarımız, vatani-ağabeyim Turhan Feyizoğlu’nun bana “Türkiye’de İlk Olan Bu Değerli Bilgileri Hediye Etmesidir!..”

Huzurunuzda, kendisine hayatım boyunca aldığım alacağım en değerli hediyelerden birisi olan bu değerli bilgiler için sonsuz teşekkürlerimi sunarım!..

 

Hasan Kemal Durgut diğer Deniz Gezmiş Bilinmeyenler Yazı Dizisi İçin ↓

Deniz Gezmiş Çocukluğu ve Soyağacı 1.Bölüm

Deniz Gezmiş ve Ailesi 2.Bölüm

3.Bölümü okudunuz

Deniz Gezmiş İstanbulda 4.Bölüm

Deniz Gezmiş Ders Notları 5.Bölüm