Castro Ölmeden Önce Küba 6

Castro Ölmeden Önce Küba 6

Yazıma başlamadan önce tüm okuyuculara, tüm Türkiyemize iyi bayramlar diliyorum. Barış ve

huzurun geldiği, adaletli günler olsun.

 

Küba’da ki müzeleri gezmeye devam edeceğimiz için bisikletlerimizle tekrar yola çıkıyoruz…

 

Havana Vieja’ya bölgesinde ziyaret edeceğimiz son müze; General ve Kaptanların Sarayı- Şehir

Müzesi (Museo de la Ciudad Palacio de los Capitanes Generales ) şehrin barok mimarisinin en

önemli örneği olarak kabul edilen plazanın batı tarafındaki bu büyük bina, eski kilise manzarası

eşliğinde Palacio de los Capitanes Generales (Vali Sarayı) adıyla 1792 yılında inşa edilmiştir.

 

1898 yılına kadar İspanyol sömürge hükümeti karargahı olarak görev yapmış ve 65 kaptan ve

generale ev sahipliği yapmış ve bundan sonra ABD askeri yönetiminin merkezi (1898-1902),

daha sonra Küba Cumhurbaşkanının evi olarak ve nihayetinde (1920-67) ise belediye binası

olarak hizmet vermiş.

Şu an ise önemli Müzelerden biri. Müzenin avlusunda Christopher Columb’un mermerden yapılmış heykeli ve etrafta dolaşan Tavus kuşları karşılıyor bizi. Kaptanlar, generaller ve ailelerinin özel eşyalarına ek olarak müzede eski at arabaları, üniformalar ve topçu parçaları ile cenaze ve dini ayrıca tarihi sanat eserleri yer alıyor.

Buradaki yağlı boya tablolar kesinlikle görülmeye değer. Gelmiş geçmiş tüm devlet adamlarının bayrak ve flamaları ise klimaların hiç kapanmadığı buz gibi ayrı bir bölümde sergileniyor.

Etkileyici bir müze ve girişi ise 5 CUC . Müzeden çıktıktan sonra, okuldan çıkan öğrencileri görüyoruz kızlarda aşırı derecede mini etekler hakim ve kimse rahatsız değil bu durumdan. Sarkıntılık edene de rastlamadık.

Kızlı erkekli gayet mutlu ve güzel çocuklar. Aslında okulların içine girmek istiyorum hatta bale yapan öğrencileri izlemek istiyorum.

Ama pencereden öylesine içeri bakıp geçiyoruz. Malecon sahiline inip devam ediyoruz, yol boyunca kavşaklara yerleştirilmiş at üstünde de mermer heykeller her biri için durmak imkansız.

Banu Avar’ın ‘’Sınırlar Arasında – Küba ‘’ belgeselinde bahsettiği Amerikan Misyon binasının önünden geçiyoruz, tam karşısında çekilen 138 adet siyah bayrak yok ! Fakat direkler adeta başkaldırmış gibi meydana hakim.

Bu etkileyici yerde biraz vakit geçiriyoruz ve tabii ki fotoğraflar çekerek yola devam ediyoruz…

Hava çok sıcak bisikletle mola vermeden yol almak zaten imkansız. Yolun karşısında hoş bir cafe

görüyoruz kahve ve puro molası. Vedado bölgesinin en sonuna gideceğiz orada görmek istediğim bir müze daha var.

Yol boyunca Küba’dan kaçıp giden Amerika’lıların villalarını görüyoruz şu an o evlere zamanında evde hizmetli olarak çalışan Küba’lılar sahip.

Yaklaşık iki buçuk saat pedal bastık, aradığımız müzenin bulunduğu yeri buluyoruz fakat kimesorduysak bu müzeden bi haberler, biraz zor oldu tabi bulmak.

Ben de Küba’ya gelmeden önce yapmış olduğum araştırmalar sonucunda bu müzeden haberdar oldum.

Ve ilgimi çeken yanı ise Kırk yıldır CIA’nin Küba üzerinde oynadığı oyunları tüm belgeleriyle afişe edildiği bir müze imiş ‘’

Museo del Ministerio del Interior ‘’ maalesef kapıdaki güvenlikler müzenin tadilatta olduğunu söyledi. Onca yolu boşuna gelmiştik bisiklet üstünde, bari yorgunluğumuzu atalım da denize nereden girebiliriz onu tarif edin diyoruz.

Kumsal değil buralar hep kayalık cevabını alıyoruz. Olsun ben gene de gireceğim bisikletlerimizi bağlıyoruz denize giren Kübalıların yanı sıra Japon turistlerle karşılaşıyoruz.

Az önce bisikletli iki Türk daha vardı burada diyor Japon çift. Onlarda bisiklet kiralayıp gelmiş, tek deli biz değilmişiz mutlu oldum.

Hemen köşede salaş bir bar buluyoruz buz gibi Küba birası ‘’ Bucanero ‘’söyleyip ayaklarımızı plastik sandalyelere denize nazır uzatıyoruz.

Oh tüm yorgunluğa değdi bu keyif. Dönüş yolunu bildiğimiz için acele etmiyoruz fakat karanlığa da kalmak istemiyoruz. Tekrar bisikletlerimizle bütünleşiyoruz.

Yol çabuk bitti bu sefer. Artık dışarı adım atacak halimiz yok evdekilerden akşam yemeği istiyoruz hazır olunca bize sesleniyorlar ve günlerden sonra yediğimiz en güzel yemek diyoruz. Tavuk budu, pilav ve salata ev yemeği gibi, keyifle yiyoruz…

Ertesi gün elbette çok dinamik bir şekilde erkenden uyandık, daha gezilecek yerler var. Kahvaltı sonrası atlıyoruz bisikletlere gözüm Malecon sahilinin karşı tarafında gözüken kalede hadi oraya gidelim diyorum Mahmut’a tamam da oraya giden yol yok !

Evet karşıda yerleşim yeri var ama ne köprü ne de yol yok ! Soruyoruz kıt İspanyolcamızla el kol hareketlerinden anladığımız bir tünel olduğu, peki tünel varsa bisikletle nasıl gideriz .

Che’nin duvara boyanmış portresinin önünde birine daha soruyoruz burada bekleyin otobüs gelecek diyor. Dalga geçiyor sandık kuyruğa bakıyorum motosiklet ve bisikletleriyle herkes otobüs kuyruğunda.

Yok şaka değil otobüs geliyor yanaşıyor ve orta kapıdan açılan bir platformla herkes motoru ile otobüse biniyor, bize de birileri yardım ediyor ve biniyoruz oturacak yer bile kaldı. Kişi başı 1 CUC ödüyoruz bu yolculuğa, 20 dk bile sürmedi sanırım ana yoldan otobana oradan hızla tünele girdi otobüs, gişelerden geçtikten sonra burada inebilirsiniz dediler.

Şaşkın şaşkın indirdik bisikletleri otobüsten ve başladık etrafı keşfetmeye. Kaleye doğru giderken başka bir yer gördüm hadi oradan gidelim ,bölgeye girdik arkadan askerler düdük çalıp uyarıyor askeri bölge. Hemen uzaklaşıyoruz ve kaleye doğru yol alıyoruz.

Kaleye varıp surların üstünden Havana’ya bir de karşıdan bakıyoruz. Harika bir manzara ve fotoğraf çekmek için gene çok güzel bir yer. Çocuk gibi bisikletlerle bir aşağı bir yukarı çıkıyoruz kendimize eğlence bulduk. Yollar çok güzel ve güvenli.

Kale dibindeki yerlere doğru iniş yapıyoruz kocaman ağaçlar yollara düşürmüş gölgesini, mis gibi havayı soluyarak deniz kenarındaki restoranlara ulaşıyoruz.

Öğlen yemeği ve soluklanma vakti. Havana’ya karşıdan bakıp sohbete dalıyoruz.

Tekrar yukarı bisikletle çıkmak biraz zor olsada başarıyoruz ‘’Castillo de San Salvador de la Punta ‘’ Müze girişine geliyoruz kişi başı 8 CUC biraz fazla geliyor fiyat ve girmekten vazgeçiyoruz aslına bakarsanız etraf daha çok ilgimizi çekiyor.

Tüm bölgeyi gezip otobüs durağına geliyoruz, aynı şekilde bisikletlerle otobüse binip tünelden geçerek tekrar Havana’ya varıyoruz. Güzel ve ilginç bir gün geçirdik.

Akşam yemeği için hazırlanmaya Casa Particulara geliyoruz, bisikletleri emniyetli bir şekilde eve alıyoruz tekrar yarın sabah bisikletlerimizden ayrılacağız.

Akşam yemeğini şık bir restoranda yiyoruz o da ne? Salatamın içinde ‘‘ölü bir karasinek ’’ Yok arkadaş turizmden bunca gelir elde eden ülkenin mutlaka hijyen konusunda bazı katı kuralları olmalı.

Her yemekte ayrı bir facia yaşamaktan bıktım. Şikayette etmiyorum bu sefer… Cevapları hazır çünkü, eminim ‘’şimdi düşüp ölmüştür’’ cevabını alacağım için, vereceğim tepkiden dolayı salata tabağımı usulca ittiriyorum, aynı anda bahşiş için şapkası elinde müzisyenler geliyor masaya, gülümseyerek hesabı istiyorum, kalkıyoruz…

Biraz eğlenelim ‘’ Bodeguita del Medio ‘’ Hemingway’in barında daigurilerimizi içip canlı müzik eşliğinde keyifleniyoruz. Türkçe konuşuyor birileri, dönüyorum ve tanışıyoruz.

Emirates havayollarının hostesleri imişler tatilde Küba’ya kaçmışlar. Sohbet ortam ve akşam gayet hoş ama artık gitme vakti…

Yarın ki plan Hemingway’in Küba da yaşadığı evini yani Hemingway müzesini ziyaret etmek…

Kime sorduysak bilmiyoruz ya da çok uzakta cevabını alıyoruz, yeni bir gün ve yeni olaylar bizi bekliyor…

Meltem Karakoyun