CASTRO ÖLMEDEN ÖNCE KÜBA 5

CASTRO ÖLMEDEN ÖNCE KÜBA 5

Yeni gün,yepyeni macera dolu bir güne Casa Particularda yapmış olduğumuz güzel kahvaltı ile başladık. Tabi bu arada çaya olan hasretimiz artıyor. Küba’da neredeyse hiçbiryerde çay yok ! Herkes bol şekerli kahve ile güne başlıyor. Biz Türk’ler için olmazsa olmaz beyaz peynir de ,maalesef şu ana dek karşımıza çıkmadı. Yabancılar sarı peynir seviyor diye bunu alıyoruz ,bu da çok pahalı diyorlar. Neyse kahvaltıda her zaman bolca tropical meyveler mevcut( Muz,papaya ,ananas ) Çogu zaman meyveler ile doyuruyoruz karnımızı. Çok şükür diyelim.
Bugün ki planımız bisiklet kiralamak, bisiklet benim için her daim vaz geçilmez bir ulaşım ve gezi aracı. Kısaca çoğu zaman ,benim uçan kanatlarım derim ,bisikletime. Türkiye’de 2008 yılı hem de buz gibi bir Şubat ayında, Antakya’dan başlayıp ,Kıbrısa oradan Antalya il sınırları içinde sonlandırdığım bir bisiklet turu yapmışlığımda var. Her daim keşfetmek için ,bakmak lazım dünyaya.
Calle Obispo -257 numarada bisiklet kiralayabileceğimiz ( Cuban Bike Servise ) bir bisikletçi var. Sahibi bir İtalyan , hayat burada çok güzel diye Küba’ya yerleşmiş biri . Yanında ingilizce bilen şeker de bir elemanı var. 100 CUC depozit 10 CUC bisiklet başı kontratlarımızı yapıp alıyoruz bisikletlerimizi. Yaşasın şimdi çok daha mutluyum . Bir çok meydan ve alan araç trafiğine kapalı diye daha önceden bahsetmiştim ve yürüme mesafesi de çok fazla , görmek istediğimiz pek çok yer ve müze var Havana’da.
Şimdi özgürce hareket kabiliyetine sahibiz . Ünlü katedral meydanına (Plaza de la Catedral) doğru basıyoruz pedal. Çünkü etrafından defalarca geçtiğimiz halde bir türlü vakit ayırıp gezemedik burayı. Meydan kuşkusuz Havana’nın en mahrem bölgesi sanki hiç el değmemiş gibi ve kedinizi , o dakikada Avrupanın herhangi bir şehrinde gibi hissediyorsunuz . Tarihi binalar arasına serpilmiş kafeler ve müzeler.Bisikletleri emniyetli bir şekilde bağlıyoruz. Güvenlik görevlisi ben bakarım diyor ,hadi bakalım bak bakalım !

1587 yılında şehrin ilk su kemerleri ve ,su sarnıcı buraya yapılmış. 1777 yılında ise Katedral tamamlanmış Küban Barok tarzı Katetral ve ev olarak inşa edilmiş diğer yapılar kireç taşı , deniz kabuğu ,mercan fosilleri ile pütürlü bir görüntüye sahip olsada ünlü Küba’lı yazar ‘’ Alejo Carpentier ‘’ burası için ‘’taşa işlenmiş müzik ‘’ diye anlatırmış.

kubaMeydanın güney tarafında, katedralin karşısına inşa edilen ve bugün Koloniyel Sanat Müzesi ( Casa del Conde de Casa Bayona -1720-Museo de Arte Colonial) olan binanın karşısında Casa de Lombillo , meydanın doğu tarafında Casa del Marqués de Arcos (1746), şu an tadilatta. Yan tarafta ki bina ise 19.yy kadar postane olarak kullanılmış. Casa del Marqués de Aguas Claras,ise bugün restoran El Patio olarak işletiliyor. Galeria Victor Manuel (Casa de Baños) ise hamam olarak inşa edilmiş buğün modern bir sanat galerisi. Tüm binaları tek tek gezdik , koloni dönemine ait soylu İspanyol ailelerine ait yağlı boya tablolar ve mobilyalar.Hangi binaydı hatırlamıyorum şu an ama harika bir karikatür müzesi var mutlaka görülmesi gereken bir yer.Kilisenin mimari yapısı yanı sıra ,vitray camları ve çarmıha gerilmiş İsa betimlemeleri dikkat çekiyor ayrıca kilisenin içinde incik boncuk satan bir de tezgah var. Hizmette sınır yok…
Bisikletlerimizi çözüyoruz , koştura koştura güvenlik geliyor ,iki parmağını gözlerine götürerek sonra bisikletleri gösteriyor. Ben göz- kulak oldum demek istiyor zaar. 1 CUC diyor ,başladık gene . Al kardeş sana 1 CUC bisikletlerimizi alıp oradan Plaza de Vieja meydanına gidiyoruz.

kuba2
Calle Mercades ve San Ignacio caddelerinden geçerek varıyoruz tabii o kadar çok heykele rastlıyoruz ki şaşmamak elde değil.
Plaza Vieja da eski koloniyel evlerin cevrelediği büyük bir meydan , bugün ise hepsi gayet şık ve modern bir şekilde tasarlanmış bar ve restoranlarla dolu. Turistlerin en uğrak noktası ve Camara Oscura yani Küba’yı panoramik görmek ve fotoğraflayabileceğiniz ,asansör ile çıkabileceğiniz bina. Maalesef burası da tadilatta. Yemek yemek için güzel bir restoran seçiyoruz ,serinlemek için önce mohitolarımızı söylüyoruz ,canlı müzik eşliğinde içiyoruz.Ben karides söylüyorum , mahmut balık uzunca bir aradan sonra yemekler ve müzisyenler geliyor para toplamaya . Üzerinde Türk bayraklı yemeklerimiz geliyor tam yiyeceğim bir tane kıl , ittiriyorum bir tane daha ,garsonu çağırıyoruz ,alıp tabağı mutfağa gidiyor. Şef garson geliyor siz yanlış görmüşsünüz o kıl değil karidesin damarı diyor ! Ben ,çünkü hiç hayatımda karides yemedim ,hatta hafta bir evimde pişirmem. O yüzden kılla , damarı ayırd edemiyorum. Adam ısrarla bana karidesi yedirmeğe çalışıyor ,bak arkadaş dedim önce müşteriden özür dilersin sonra başka bir şey önerelim falan dersin ,baktın müşteri ikna olmuyor, hesaptan düşeriz dersin anlaşırsın müşteri ile diyorum. Yok arkadaş adam ısrarla senin gördüklerin kıl değil diyor. Hesabı ödeyip aç karnına ve uyuz olmuş bir şekilde kalkıyoruz ama Türk bayrağımı alıyorum hemen karidesin üzerinden.Yemek konusunda hep böyle şeyler beni bulur zaten. Sakınan göze çöp batarmış.
Bisikletlerimize binip gidiyoruz o da ne çikolata müzesi , tabiya meşhur Hershey’s çikolataları ,çikolatayı yapmak için kakaoyu hala buradan temin ediyor. Neyse hemen içeri giriyoruz eski zamanlarda kullandıkları çikolata kaseleri ve imalat ürünleri minik bir büfede sergileniyor. Arzu ederseniz sıçak çikolata siparişi verip içerde oturabiliyorsunuz ve çikolata satın alabilirsiniz. Küçük kutularda çikolatalar alıyoruz ,ağız tadıyla aç karnımı doyuruyrum çikolata ile.
Plaza de Armas bir sonraki durağımız. Her yerden canlı müzik sesi geliyor ve çoğu da Kumandan Che (Comandante Che Guevare ) şarkısını söylüyor. Bir müddet sonra bu şarkıyı dumak da işkenye dönüyor. Neyse Plaza de Armas’dayız , aklınıza ne geliyorsa burada bulabilirsiniz. Gümüş takılardan , eski dergi ve kitaplara, en eski fotoğraf makinalarından plaklara, eski pullar ne ararsanız var tezgahlarda . Kişisel zevklere göre zaman harcanacak bir mekan. Etraf otel ,restoran ,heykel ve müzelerle kaplı diğer meydanlarda olduğu gibi.
Sırada kale (Castillo de la Real Fuerza) var burayı bisikletle dolaşırken tesadüfen buluyoruz. Bisikletleri güvenlik görevlisinin olduğu yere doğru bağlıyoruz. Müze girişi 3 CUC kişi başı kocaman ahşap asma bir köprüden geçiyoruz yonca şeklinde inşa edilmiş bina mühendislik harikası olarak biliniyor. Kalenin yapımına 1558 de başlanmış 1577 de tamamlanmış. Yapımında siyah köleler ve melezler kırbaçlanarak çalıştırılmış.Rönesans zemin planına uygun olarak geniş mazgallar ve kireç taşından 10 m uzunluğunda duvarlar örülmüş.Üst kata çıkınca koca bir çanla karşılaşıyoruz. Daracık merdiven geçip pencereden manzarayı izliyoruz. İçeride binanın birebir minyatür kopyası yapılmış, döneme ait sikkeler , anforalar, kıtaya gelen ispanyol gemisinin maketi ve görsel anlatımları mevcut. Ve bu müzede 1982 yılında UNESCO dünya kültür mirasları listesine eklenmiş.
Müzeden çıkıyoruz bisikletlerimizi çözüyoruz tekrar güvenlik görevlisi el kol işareti yapıyor, o da para istiyor. Bu sefer hadi size eyvallah diyorum. Arkadaş yolda adres soruyoruz adamlar tariften sonra para istiyor. O yüzden en iyisi polislere sorun aradığınız caddeyi . Malacon sahiline çıkıyoruz up uzun alabildiğine geniş yürüyüş ve bisiklet için harika bir yol.Akşamları tüm Küba’lılar Malacon sahiline iniyor ,dans eden şarkı söyleyen, eline birasını alıp oturan ,kısaca günün yorgunluğunu atıp sosyaleştikleri yer ve buluşma noktası bura. Biz ise artık yorgunuz biraz dinlenip akşam dışarı çıkıyoruz…
Bisikletler yarın ki macera için , casa particularda emniyetli bir şekilde bizi bekliyor.